6 Şubat 2015 Cuma

Telefondakiler

Eski telefonumdan bi senedir kullandığım telefonuma bluetooth ile attığım şeyler. Bugüne kısmetmiş buraya aktarmak.

1-
"Tren vardı. Trenden dışarı bakarken düşünürdüm. Trenler de yok, sen de."

2-
"Omzundan peri parçacıkları dökülürdü. Yerler nasiplenirdi"

3-
"Ne yazabilirim ki sana. Çok guzelsin mi, nasilsin mi, ozledim mi? O kadar kaçirdik ki birbirimizi, tutmak çok zor. Hicbir cumle tekrar iletisim kurmak için dogru cumleymis gibi gelmiyor"

4-
"Nasil ölür sence bu özlem? Şu an hissizim, ağır yaşamaktan yorgun. Basit bakıyorum kendime, hissettiğim eksikliği küçümsemek için. Süslü cümlelerimi boşver, şunu bil, düşündükçe, nasıl canımın ta kendisiydin diyorum. Çok güzeldi yüzün. Sesin ihtiyacımdı. Ellerin de. Hayat pek de zor değildi."

5-
"Gittiginden beri amina kodumun bulutlarini hicbir seye benzetemiyorum"

6-
"Bayramını kutlamadım. Aklına geldim mi acaba, bi mesaj bekledin mi? Sen aklımdan çıkmadın. Her bayram ilk seninkini kutlardım. Artık utanıyorum, küs değiliz ki bayramda küslükler bitsin. İyi bayramlar dilesem, benim sensiz buruk olmayan hiç bayramım yok. Akrabası gelmeyen yaşlılar gibi hissediyorum. Canımın en köşesi, en sevdiğim, en güzel bayramlar hep senin olsun. Beni"


Canım,

Yine ağır bir dönemden geçiyorum. Hep akılmdasın, hep aklımda aynı sorular var. Görünce ne yapacağım diye. Dev endişelerim var, bu hayatın böyle gidemeyeceğiyle alakalı.

Bunları biraz açayım.

Kaç yaşına geldik, ufaktan etrafımızdaki insanlar evlenmeye başladı. En azından çocukça sevgileri geride bırakıp akıllıca, sağlam temelli sevgiler kurulur oldu değil mi? Yakınlarımda görüyorum artık insanlar farkına varıyor elini tuttuğu insanın kıymetini.

Senin de elini tuttuğun bir insan var. Belki onun yüzünden hiç ama hiç aklına gelmiyorum, hiç özlemiyorsun. Olabilir, çok normal. Çünkü sen benim yıllardır çektiğim acıyı hiç bilmiyorsun. Kızamam bunun için sana. Ki zaten mutluysan çok da önemli değil. Sen mutlu ol da, ben bu kahırdan ölsem de en azından avunacak bir şeyim olur.

Dedim ya kaç yaşına geldik... Büyüdük, yeterince büyüklüğe az kaldı. Evlilik çok önemli bir şey. Ben ergenliğimde bir dilek dilemiştim, ama çok içten dilemiştim. Pembe panjurlu evimin hanımefendisi sendin hep. İçten içe öylesine istedim ki. Eğer gerçekleşecek olsaydı ben daha başka ne isteyebilrdim ki? Her gece uyumadan, her sabah kalktığımda güzel yüzünü görmek bir rüyaydı. Güzel yüzünü güldürebilmek bütün ömrüm boyunca hayatımın amacı olacaktı.

Bu hayalimin gerçekleşmeyeceği düşüncesi arada bir geliyordu, ama ergenlik işte, bu kötü düşünceyi hep uzaklaştırıyordum. İnanıyordum. Sen kişilik olarak benden çok ama çok zıtsın biliyorum. Bizi yullarca kavgalar küslüklerle de olsa birarada tutan bir bağ vardı. Sevgi. Uçsuz bucaksız sevgim, ve senin pamukluğun. İçimdeki iyiyi görüyordun sen, daha iyi biri yapıyordun. Ben, evrenimin merkezini sen yapmıştım. Zaten şu an savrulmamın sebebi de bu.

Benimle evlenmeyeceksin. Benim hiçbir sabahım senin güzel yüzünü görerek başlamayacak. Korkuyorum. Korkuyorum. Çok korkuyorum. Senin bir kocan, mutlu bir evin olacak. Çocukların olacak. Ben korkuyorum.

Bir film izledim. Sana benzeyen kadın oynuyordu. Zaten bu ara hep aklımdaydın, -her ara olduğu gibi, daha sık-, "istesem de kurtulamıyorum" deyip bunları yazdım.

Seni çok özledim. Bütün her şeyi, birkaç senedir hayatımın özeti olan yokluğunu bir kenara atıp düşünüyorum bazen aniden, 3-5 saniye durup, "çok özledim" diyorum. Yanaklarını okşamayı, saçlarını.
"Hayat upuzun bir maceradır."
"3 günlük Dünya."

Ne kadar kötü olsa da seninle hikayemiz, bırak diyorum, bırak Ali senin derdin de o olsun. Herkesin dertleri var, ama senin derdin Dünya'nın en güzel derdi. Hayatımın geri gelmeyecek günlerinin onun için mahvolması. Ne bileyim be. Sen bu mahvolmaya da değersin.
Biraz uzun olacak bu yazı canımın içi. Gece de uzun. Nereye giderse artık, içimi dökeceğim.



Her şey bitti. Artık benim yakınım değilsin. Nasıl ya? Nasıl olabildi bu? Neden zaman bu zamana döndü?
Anlamakta güçlük çekiyorum. Yahu istemiyorum yıllar neden geçti bu kadar, neden seni en son görmemin üzerinden bir sürü yaşanmışlık geçti? Neden büyüyoruz, neden birbirimizin hayatı üzerinde hiçbir etkimiz yok..?, (neden benim senin üstünde yok) Neden hayatlarımızın önemli gelişmelerinde, kilometre taşlarında orada değiliz. Yanımda neden değilsin. Anlamak da istemiyorum galiba.
Bir itirafta bulunacağım. Artık senin olmadığına inanmak istemiyorum bu nedenle kaçıyorum sürekli. Her zaman içimde bir umut var benim. Bir gün zaman geriye akabilecek umudu var. Ama bu gece o umutların söndüğü nadir gecelerden biri, uyuyup uyandığımda yeşeriyor bazen. Keşke yarın da yeşerse. Çünkü yeşermezse yarın bir daha öleceğim. Defalarca öldüğüm gibi.
Kocaman, evren gibi gün geçtikçe daha da genişleyen bir isyan taşıyorum aklımda, yüreğimde. Bu isyan nasıl biliyor musun?, korku verici. Eğer seni görürsem sana sen yokken ne yaşadığımı kelimelere dökemeyecek olma korkusu. Böyle bir tükenmişlik yok başka hiçbir yerde. Hiç kimsede, izlediğim en acıklı filmlerde bile görmedim böylesini. Acıyorum kendime.
Yahu seninle bi yerde kazara karşılaşırsam ne anlatacağım ya, yıllar geçiyor, her gün kaçırıyorum seni. Her geçen dakika içim kan ağlıyor. Bu kan ağlamayı nasıl sana aktaracağım. Nasıl paramparça, darmadağın olduğumu kaç cümlede, hangi kelimeleri seçerek anlatabileceğim? Bunu yapamam ki. Eskiden hep keşke kalbime girebilsen ve orada sana nasıl baktığımı, nasıl sevdiğimi kendin görebilsen diyordum belki hatırlarsın. İşte böyle bir şey olmalı yoksa anlatamam neler yaşadığımı. Çıldıracağım. Şu an yazdığım satırlar bile hislerimin çok ama çok ufak bir kanıtı. Aktaramıyorum bu soyutlukları, her gün bir daha öldüğümü buraya aktaramıyorum. KORKUNÇ.

Sen benim için negatiflikle özdeşleştin, onun simgesi oldun artık. Bir üzüntü gördüğümde, bir hüsran hikayesi dinlediğimde, bir aşk okuduğumda, bir özlem, bir yokluk, bir istemek duyularıma dayatıldığında yolları sana çıkıyor. Üzülmek sensin bana, hüsran sensin, tek aşkım sensin. En güzel giriş-gelişme sensin ciğerim ama, en iğrenç son da sensin. Büyük boşluklar sensin dolduramadığım, yumrular sensin yutkunamadığım.

Daha fazla tahammül edemiyorum. Kaç sene daha sürecek. Sevgilinle mutlu olduğunu düşünerek kendime kızmam, seni sevmekten utanıyor olmam kaç sene daha sürecek söyle. Açıkçası senin bir başkasına aşkla bağlı olman bazen beni öylesine utandırıyor ki, şunu düşünüyorum : Benim derdim aslında kişi olarak seninle değildir belki, senin gibi bir başkasının evrende olmayacağını, olsa dahi benim onu seni sevdiğim şiddette sevmeyeceğimi bilmemdir. Birebir kopyan dahi olsa bir başkasını sevme yetisi, beni tekrar yıkma ihtimali olacağı için, yine sevemeyeceğimdir.

OF. Her şey üstüme geliyor. Her şey beni korkutuyor. Günlerin geçmesi beni korkutuyor. Bu içimdeki taşan çağlayan beni zorluyor. Nasıl patlayacağımı bilmiyorum. Kendimi asla öldürmek istemiyorum. Çünkü sen öldürürsem bana kızarsın. Kendimden vazgeçmemin bile amacı sana dayanıyor anlatabiliyor muyum? Anlatamam diye korktuğum şeyler böyle şeyler aslında. Çünkü yıllarca anlatmaya uğraştım ve sonunda kaybettim, anlatabilecek olmama olan inancımı da yitirdim.

Bir yerlerdesin, geceleri uyuyorsun. Bu kadar zaman içinde ben seni milyon kez düşünmüşsem belki de sen beni 4 kere düşünmüşsündür. Gocunuyorum bazen. Bilmiyorum 4 kez düşündün mü, ama bazen gocunuyorum. Gocunmadığımda ise 1 kere bile yeter diyorum, sadece bir ışık. Umut her zaman vardır diyorlar ya, galiba doğru gibi. Bir de "One time is too many, a million times is not enough" diye bir şey var. O da sana yazılmış gibi.

Korkuyorum.
gözlerine baksaydım uzun
elini tutsaydım,
kenetleseydim yine keşke 5 parmağımı 5 parmağına.
sanki bir kilit, yuvasına oturuyormuş gibi
ellerin ve ellerim yuvalarına girseydi.
keşke burnumu dayasaydım yanağına
kapasaydım suratımı senin suratınla
aldığım her hava molekülünde
senin o alıştığım kokun olsaydı
keşke üstüm başım
hep sen koksaydı.
Keşke sana ait bir şeyi alıp götürseydim evime.
Ne bileyim, bir bileklik, bir kağıt, bir nesne.
senin bağladığın bir düğüm iplik
saçından bir tel, gözünden bir kirpik
arabam olsaydı, yüzlerce kilometre öteden
sadece seni bir saniye görmek için
günlerce yol gitseydim.
bir şiir yazsaydım. besteleseydim,
onu müzik yapsaydım, şarkı söyleseydim.
keşke beni çok sevseydin
başkasından daha önemli olsaydım
anama getirseydim, beni emanet etsin sana diye
keşke zaman makinesi olsaydı
yaptığım hatalara dönseydim
keşke zaman makinesi olsaydı
yanımda nefes aldığın bir ana gitseydim
keşke bana kızdığında bir sefer
suratımı uzatsaydım
helalinden bir tokat vur diye.
bir daha, bir daha vur diye.
sonunda kıyama da vurduğun yerden öp diye.
keşke öylesine yer etseydim ki içinde
nasıl düşünüyorsam her gün bin kere
sen de beni düşünseydin.
öylesine çok fotoğrafımız olsaydı,
yakmaya Güneş yetmeseydi.
bir yaz akşamında
sahilde bir bankta
sana sevdiğimi söyleseydim
karanlık gökyüzüne bakarak.
çoban yıldızını ararken
aslında var olmadığını
anlayarak.
bir ruh olsam
sen göremeden etrafında dolansam
saçlarına dolasam parmaklarımı
ama hissetmesen.
ayağının önünde taş görsem, takılıp düşeceğini anlasam
sen görmeden, kaldırsam.

11 Ağustos 2014 02:43

İsyan mı ediyorum? Neye fayda.
Dövünmek eski günlerin geri gelmesi için yırtınmak, boşuna.
Sana mı kızıyorum? Asla.
Dünyanın tüm güzellikleri senin olsun benim canım.
Ben yalnızca kendime üzülüyorum
çünkü yapamıyorum, beceremiyorum.
Sensiz bir beni kabullenemiyorum.
Beni sevmediğin evrende varolamıyorum.
Acıyorum halime, sen saplantısı yedi beni bitirdi.
Bir insanı yıllardır her gün saatlerce düşünmek,
gerçekten acınası bir durum.
En temiz ve güzel duyguları besliyorum hep sana,
ama bu dışardan bakılınca güzel, yaşaması acı veriyor.
Davulun sesi dışarıdan hoş geliyor,
benim kulaklarımı tırmalıyor.
Yakınımda davul çalınıyor gibi, kimseyi tam duyamıyorum.
Bağırarak konuşuyorum dediklerim anlaşılsın diye.
Kimse sen değil, olamayacak.
Kimseyi yerine koymaya dahi kalkışamıyor kalbim.
Soyut cümlelerimi boşver, ben yaşadıklarımı resmetmeye çalışıyorum kelimelerle.
Boşver soyut cümlelerimi, somut olarak acıyor inan. Göğsümün içinde acı hissediyorum, gerçek acı.
Şu an yutkunamıyorum, boğazımda yumru oldu her zamanki gibi.
Beni bırakmayacaktın sen hatırlıyor musun, ben de bırakmayacaktım.
Ben bırakmadım ama sen bıraktın desem kızar mısın?
Günlerdir benzer şeyler düşünüyorum.
Şimdilerde Ege'nin o güzel ilçesindesin.
Geçen sene boğulmak istediğim sulara değiyor tenin.
Bir iki kulaç atıp yüzme keyfine varırken,
Aniden, şimşek gibi hızlı aklıma geliyordun.
Geçen sene bu günlerdi. Bi anda ayaklarım üstünde duruyor,
etraftaki yaz heyecanını, insan cıvıltılarını duyamaz hale geliyordum.
Önüme baktığım halde bulanık görüyordum.
Artık olmadığını düşündükçe donuyordum.
Yüzüstü suya uzanıyordum, gözlerimi açıyordum.
Neredeyse boğulana kadar o halde duruyordum.
Bir albüm dinliyordum o sıralar. Öylesine cuk oturuyordu ki sözleri.
Bu satırları yazarken de açtım arkadan. Dinliyorum.
Şunu aklına kazımanı istiyorum:
TÜM YAŞADIĞIM ŞARKILARI SENİ HATIRLATTIĞI İÇİN, İÇİNE BİZİ KOYDUĞUM İÇİN DOLU DOLU YAŞIYORUM.
YILLARDIR TÜM YAZDIĞIM ŞİİRLER SADECE SANA YAZILDI. BAŞKA KİMSEYE YAZMADIM. SEN BİR HASTALIKSIN.
Düşünebiliyor musun ya, ben düşündükçe kafayı yer gibi oluyorum,
tüm ama tüm eşlik ettiğim duygusal dizeleri sana bağırdığımı düşünebiliyor musun?
Sana açtım dediğim albümdeki şu an çalan satırları yazıyorum:

"It's like being born the only one with eyes
The rest of the world is blind
But then you realise you have nothing to hide

It's like having wings preparing to fly
Out of this shit that we call our lives
But then you realise you are afraid of heights.

Dead man, live again."

Bunları dinliyordum o Ege ilçesinde. Sen benim için gözdün işte kimsede olmayan, kanattın uçmak için.
Allah düşmanıma yaşatmasın bunu. Kimseyi benim seni sevdiğim gibi sevme ki böyle darmadağın olma.

Şunları hissederek okur musun? O kadar benimsedim ki ilk dinlediğim günden bu yana, sanki ben yazdım bunu sana.

"
Absently, you somehow still exist within me.
And I never thought I’d see this day in my life.
But now we are left with a feeling no one can settle with.
And every day your memory is something I battle.
Against the wall your smile is unattainable.
Everything I love, embodied in my memories of us
But now that is lost.
And its something that I can’t shake off.
In all that I do, I only see you.
Don’t forget me now.
Just leave me here
You must free yourself of me.
Leave me here,
Go find yourself without me.
I can’t tell if we are dead or floating.
But leave me here, go find yourself without me.
You can keep your life even if it means I'm without mine.
We push so hard to be cared for knowing we have no light to shine.
Try and think back to all the times,
You changed yourself to fit between the lines.
Not sure that anyone has admired a death like mine.
I am the chip on your shoulder, a linear lifeline.
Absently, you somehow still exist within me,
But I must go on with my life.
Broken homes make the strongest bones.
Just leave me here
You must free yourself of me.
Leave me here,
Go find yourself without me.
I can’t tell if we are dead or floating.
But leave me here, go find yourself without me.
"

Bu şarkıyı öylesine benimsiyorum ki. Her satırına kefilim. Okuyalım mı bi daha:

"Bi şekilde hala içimdesin,
bu günü göreceğimi asla düşünmezdim.
Kabullenemeyeceğimiz bi duygu içinde kaldık.
Hatıran her gün savaştığım bir şey.
Duvarlara karşı, erişilmiyor gülüşüne.
Sevdiğim her şey senli hatıralarımda vücut bulmuş
Şimdiyse kayıplar ve kurtulamıyorum.
Ne yaparsam, seni görüyorum.
Beni unutma,
bırak burada,
kendinden ayır beni
bırak burada,
git kendini bul.
Öldük mü sürünüyor muyuz bilemiyorum,
ama bırak beni, git bul kendini.
hayatına devam et, hayatsız kalmam demek olsa da.
Olmayacağını bile bile, ilgi arıyoruz.
Geriye bak da düşün,
Kendini değiştirdin uyum sağlamak için.
Sanmıyorum ki benim gibi ölüm istesin biri,
Ben bir yanındayım senin, bir ömür boyu.
Bi şekilde hala içimdesin,
ama yaşamaya devam etmeliyim.
Acılar insanı kuvvetlendirir,
Bırak beni burada,
kendini benden ayırmalısın,
bırak burada,
git kendini bul.
Öldük mü sürünüyor muyuz bilemiyorum
Ama bırak beni, git kendini bul."

Şu an zor tutuyorum kendimi. Patlayacağım. Bir başka şarkıda "The words.. unspoken, weigh me down" diyor.
Sana söyleyemediğim şeyler yüzünden çöküyorum ben de. Ben bu şarkıları yaşıyorum. Bu yüzden sevdim onları.

Sana kısa zamanda ulaştırmalıyım bu yazdıklarımı.

Doğumgününde sana şöyle diyeceğim bir mesajla: "Eğer çok yalnız kalır da gidecek kimsen olmazsa bana haber ver. Benden alman gereken bi şeyler var."

En azından bunu demek rahatlatacaktır beni. Tahmin ediyorum sen sabırsız olduğun için sorarsın 50 kere ne alcam diye.

Ama yıllardır emek verdiğim, en duygusal anlarımda çoğunda ağlayarak yazdığım şeyleri ayaküstü okumanı istemiyorum. Senin de duygu dolmanı istiyorum. Hemen vermeyeceğim.
Bi gün yalnız kaldığında, gerçi kalmanı hiç istemem ama, yazarsın ben de blogumun şifresini veririm. Yıllardır ne yazdıysam hepsi sana zaten.

Bitti bu yazım. Telefonda taslaklarda da bi şeyler var. Yolda aklıma geldiğinde yazıyorum. Bi ara bloga geçiricem.