6 Şubat 2015 Cuma

Telefondakiler

Eski telefonumdan bi senedir kullandığım telefonuma bluetooth ile attığım şeyler. Bugüne kısmetmiş buraya aktarmak.

1-
"Tren vardı. Trenden dışarı bakarken düşünürdüm. Trenler de yok, sen de."

2-
"Omzundan peri parçacıkları dökülürdü. Yerler nasiplenirdi"

3-
"Ne yazabilirim ki sana. Çok guzelsin mi, nasilsin mi, ozledim mi? O kadar kaçirdik ki birbirimizi, tutmak çok zor. Hicbir cumle tekrar iletisim kurmak için dogru cumleymis gibi gelmiyor"

4-
"Nasil ölür sence bu özlem? Şu an hissizim, ağır yaşamaktan yorgun. Basit bakıyorum kendime, hissettiğim eksikliği küçümsemek için. Süslü cümlelerimi boşver, şunu bil, düşündükçe, nasıl canımın ta kendisiydin diyorum. Çok güzeldi yüzün. Sesin ihtiyacımdı. Ellerin de. Hayat pek de zor değildi."

5-
"Gittiginden beri amina kodumun bulutlarini hicbir seye benzetemiyorum"

6-
"Bayramını kutlamadım. Aklına geldim mi acaba, bi mesaj bekledin mi? Sen aklımdan çıkmadın. Her bayram ilk seninkini kutlardım. Artık utanıyorum, küs değiliz ki bayramda küslükler bitsin. İyi bayramlar dilesem, benim sensiz buruk olmayan hiç bayramım yok. Akrabası gelmeyen yaşlılar gibi hissediyorum. Canımın en köşesi, en sevdiğim, en güzel bayramlar hep senin olsun. Beni"


Canım,

Yine ağır bir dönemden geçiyorum. Hep akılmdasın, hep aklımda aynı sorular var. Görünce ne yapacağım diye. Dev endişelerim var, bu hayatın böyle gidemeyeceğiyle alakalı.

Bunları biraz açayım.

Kaç yaşına geldik, ufaktan etrafımızdaki insanlar evlenmeye başladı. En azından çocukça sevgileri geride bırakıp akıllıca, sağlam temelli sevgiler kurulur oldu değil mi? Yakınlarımda görüyorum artık insanlar farkına varıyor elini tuttuğu insanın kıymetini.

Senin de elini tuttuğun bir insan var. Belki onun yüzünden hiç ama hiç aklına gelmiyorum, hiç özlemiyorsun. Olabilir, çok normal. Çünkü sen benim yıllardır çektiğim acıyı hiç bilmiyorsun. Kızamam bunun için sana. Ki zaten mutluysan çok da önemli değil. Sen mutlu ol da, ben bu kahırdan ölsem de en azından avunacak bir şeyim olur.

Dedim ya kaç yaşına geldik... Büyüdük, yeterince büyüklüğe az kaldı. Evlilik çok önemli bir şey. Ben ergenliğimde bir dilek dilemiştim, ama çok içten dilemiştim. Pembe panjurlu evimin hanımefendisi sendin hep. İçten içe öylesine istedim ki. Eğer gerçekleşecek olsaydı ben daha başka ne isteyebilrdim ki? Her gece uyumadan, her sabah kalktığımda güzel yüzünü görmek bir rüyaydı. Güzel yüzünü güldürebilmek bütün ömrüm boyunca hayatımın amacı olacaktı.

Bu hayalimin gerçekleşmeyeceği düşüncesi arada bir geliyordu, ama ergenlik işte, bu kötü düşünceyi hep uzaklaştırıyordum. İnanıyordum. Sen kişilik olarak benden çok ama çok zıtsın biliyorum. Bizi yullarca kavgalar küslüklerle de olsa birarada tutan bir bağ vardı. Sevgi. Uçsuz bucaksız sevgim, ve senin pamukluğun. İçimdeki iyiyi görüyordun sen, daha iyi biri yapıyordun. Ben, evrenimin merkezini sen yapmıştım. Zaten şu an savrulmamın sebebi de bu.

Benimle evlenmeyeceksin. Benim hiçbir sabahım senin güzel yüzünü görerek başlamayacak. Korkuyorum. Korkuyorum. Çok korkuyorum. Senin bir kocan, mutlu bir evin olacak. Çocukların olacak. Ben korkuyorum.

Bir film izledim. Sana benzeyen kadın oynuyordu. Zaten bu ara hep aklımdaydın, -her ara olduğu gibi, daha sık-, "istesem de kurtulamıyorum" deyip bunları yazdım.

Seni çok özledim. Bütün her şeyi, birkaç senedir hayatımın özeti olan yokluğunu bir kenara atıp düşünüyorum bazen aniden, 3-5 saniye durup, "çok özledim" diyorum. Yanaklarını okşamayı, saçlarını.
"Hayat upuzun bir maceradır."
"3 günlük Dünya."

Ne kadar kötü olsa da seninle hikayemiz, bırak diyorum, bırak Ali senin derdin de o olsun. Herkesin dertleri var, ama senin derdin Dünya'nın en güzel derdi. Hayatımın geri gelmeyecek günlerinin onun için mahvolması. Ne bileyim be. Sen bu mahvolmaya da değersin.
Biraz uzun olacak bu yazı canımın içi. Gece de uzun. Nereye giderse artık, içimi dökeceğim.



Her şey bitti. Artık benim yakınım değilsin. Nasıl ya? Nasıl olabildi bu? Neden zaman bu zamana döndü?
Anlamakta güçlük çekiyorum. Yahu istemiyorum yıllar neden geçti bu kadar, neden seni en son görmemin üzerinden bir sürü yaşanmışlık geçti? Neden büyüyoruz, neden birbirimizin hayatı üzerinde hiçbir etkimiz yok..?, (neden benim senin üstünde yok) Neden hayatlarımızın önemli gelişmelerinde, kilometre taşlarında orada değiliz. Yanımda neden değilsin. Anlamak da istemiyorum galiba.
Bir itirafta bulunacağım. Artık senin olmadığına inanmak istemiyorum bu nedenle kaçıyorum sürekli. Her zaman içimde bir umut var benim. Bir gün zaman geriye akabilecek umudu var. Ama bu gece o umutların söndüğü nadir gecelerden biri, uyuyup uyandığımda yeşeriyor bazen. Keşke yarın da yeşerse. Çünkü yeşermezse yarın bir daha öleceğim. Defalarca öldüğüm gibi.
Kocaman, evren gibi gün geçtikçe daha da genişleyen bir isyan taşıyorum aklımda, yüreğimde. Bu isyan nasıl biliyor musun?, korku verici. Eğer seni görürsem sana sen yokken ne yaşadığımı kelimelere dökemeyecek olma korkusu. Böyle bir tükenmişlik yok başka hiçbir yerde. Hiç kimsede, izlediğim en acıklı filmlerde bile görmedim böylesini. Acıyorum kendime.
Yahu seninle bi yerde kazara karşılaşırsam ne anlatacağım ya, yıllar geçiyor, her gün kaçırıyorum seni. Her geçen dakika içim kan ağlıyor. Bu kan ağlamayı nasıl sana aktaracağım. Nasıl paramparça, darmadağın olduğumu kaç cümlede, hangi kelimeleri seçerek anlatabileceğim? Bunu yapamam ki. Eskiden hep keşke kalbime girebilsen ve orada sana nasıl baktığımı, nasıl sevdiğimi kendin görebilsen diyordum belki hatırlarsın. İşte böyle bir şey olmalı yoksa anlatamam neler yaşadığımı. Çıldıracağım. Şu an yazdığım satırlar bile hislerimin çok ama çok ufak bir kanıtı. Aktaramıyorum bu soyutlukları, her gün bir daha öldüğümü buraya aktaramıyorum. KORKUNÇ.

Sen benim için negatiflikle özdeşleştin, onun simgesi oldun artık. Bir üzüntü gördüğümde, bir hüsran hikayesi dinlediğimde, bir aşk okuduğumda, bir özlem, bir yokluk, bir istemek duyularıma dayatıldığında yolları sana çıkıyor. Üzülmek sensin bana, hüsran sensin, tek aşkım sensin. En güzel giriş-gelişme sensin ciğerim ama, en iğrenç son da sensin. Büyük boşluklar sensin dolduramadığım, yumrular sensin yutkunamadığım.

Daha fazla tahammül edemiyorum. Kaç sene daha sürecek. Sevgilinle mutlu olduğunu düşünerek kendime kızmam, seni sevmekten utanıyor olmam kaç sene daha sürecek söyle. Açıkçası senin bir başkasına aşkla bağlı olman bazen beni öylesine utandırıyor ki, şunu düşünüyorum : Benim derdim aslında kişi olarak seninle değildir belki, senin gibi bir başkasının evrende olmayacağını, olsa dahi benim onu seni sevdiğim şiddette sevmeyeceğimi bilmemdir. Birebir kopyan dahi olsa bir başkasını sevme yetisi, beni tekrar yıkma ihtimali olacağı için, yine sevemeyeceğimdir.

OF. Her şey üstüme geliyor. Her şey beni korkutuyor. Günlerin geçmesi beni korkutuyor. Bu içimdeki taşan çağlayan beni zorluyor. Nasıl patlayacağımı bilmiyorum. Kendimi asla öldürmek istemiyorum. Çünkü sen öldürürsem bana kızarsın. Kendimden vazgeçmemin bile amacı sana dayanıyor anlatabiliyor muyum? Anlatamam diye korktuğum şeyler böyle şeyler aslında. Çünkü yıllarca anlatmaya uğraştım ve sonunda kaybettim, anlatabilecek olmama olan inancımı da yitirdim.

Bir yerlerdesin, geceleri uyuyorsun. Bu kadar zaman içinde ben seni milyon kez düşünmüşsem belki de sen beni 4 kere düşünmüşsündür. Gocunuyorum bazen. Bilmiyorum 4 kez düşündün mü, ama bazen gocunuyorum. Gocunmadığımda ise 1 kere bile yeter diyorum, sadece bir ışık. Umut her zaman vardır diyorlar ya, galiba doğru gibi. Bir de "One time is too many, a million times is not enough" diye bir şey var. O da sana yazılmış gibi.

Korkuyorum.
gözlerine baksaydım uzun
elini tutsaydım,
kenetleseydim yine keşke 5 parmağımı 5 parmağına.
sanki bir kilit, yuvasına oturuyormuş gibi
ellerin ve ellerim yuvalarına girseydi.
keşke burnumu dayasaydım yanağına
kapasaydım suratımı senin suratınla
aldığım her hava molekülünde
senin o alıştığım kokun olsaydı
keşke üstüm başım
hep sen koksaydı.
Keşke sana ait bir şeyi alıp götürseydim evime.
Ne bileyim, bir bileklik, bir kağıt, bir nesne.
senin bağladığın bir düğüm iplik
saçından bir tel, gözünden bir kirpik
arabam olsaydı, yüzlerce kilometre öteden
sadece seni bir saniye görmek için
günlerce yol gitseydim.
bir şiir yazsaydım. besteleseydim,
onu müzik yapsaydım, şarkı söyleseydim.
keşke beni çok sevseydin
başkasından daha önemli olsaydım
anama getirseydim, beni emanet etsin sana diye
keşke zaman makinesi olsaydı
yaptığım hatalara dönseydim
keşke zaman makinesi olsaydı
yanımda nefes aldığın bir ana gitseydim
keşke bana kızdığında bir sefer
suratımı uzatsaydım
helalinden bir tokat vur diye.
bir daha, bir daha vur diye.
sonunda kıyama da vurduğun yerden öp diye.
keşke öylesine yer etseydim ki içinde
nasıl düşünüyorsam her gün bin kere
sen de beni düşünseydin.
öylesine çok fotoğrafımız olsaydı,
yakmaya Güneş yetmeseydi.
bir yaz akşamında
sahilde bir bankta
sana sevdiğimi söyleseydim
karanlık gökyüzüne bakarak.
çoban yıldızını ararken
aslında var olmadığını
anlayarak.
bir ruh olsam
sen göremeden etrafında dolansam
saçlarına dolasam parmaklarımı
ama hissetmesen.
ayağının önünde taş görsem, takılıp düşeceğini anlasam
sen görmeden, kaldırsam.

11 Ağustos 2014 02:43

İsyan mı ediyorum? Neye fayda.
Dövünmek eski günlerin geri gelmesi için yırtınmak, boşuna.
Sana mı kızıyorum? Asla.
Dünyanın tüm güzellikleri senin olsun benim canım.
Ben yalnızca kendime üzülüyorum
çünkü yapamıyorum, beceremiyorum.
Sensiz bir beni kabullenemiyorum.
Beni sevmediğin evrende varolamıyorum.
Acıyorum halime, sen saplantısı yedi beni bitirdi.
Bir insanı yıllardır her gün saatlerce düşünmek,
gerçekten acınası bir durum.
En temiz ve güzel duyguları besliyorum hep sana,
ama bu dışardan bakılınca güzel, yaşaması acı veriyor.
Davulun sesi dışarıdan hoş geliyor,
benim kulaklarımı tırmalıyor.
Yakınımda davul çalınıyor gibi, kimseyi tam duyamıyorum.
Bağırarak konuşuyorum dediklerim anlaşılsın diye.
Kimse sen değil, olamayacak.
Kimseyi yerine koymaya dahi kalkışamıyor kalbim.
Soyut cümlelerimi boşver, ben yaşadıklarımı resmetmeye çalışıyorum kelimelerle.
Boşver soyut cümlelerimi, somut olarak acıyor inan. Göğsümün içinde acı hissediyorum, gerçek acı.
Şu an yutkunamıyorum, boğazımda yumru oldu her zamanki gibi.
Beni bırakmayacaktın sen hatırlıyor musun, ben de bırakmayacaktım.
Ben bırakmadım ama sen bıraktın desem kızar mısın?
Günlerdir benzer şeyler düşünüyorum.
Şimdilerde Ege'nin o güzel ilçesindesin.
Geçen sene boğulmak istediğim sulara değiyor tenin.
Bir iki kulaç atıp yüzme keyfine varırken,
Aniden, şimşek gibi hızlı aklıma geliyordun.
Geçen sene bu günlerdi. Bi anda ayaklarım üstünde duruyor,
etraftaki yaz heyecanını, insan cıvıltılarını duyamaz hale geliyordum.
Önüme baktığım halde bulanık görüyordum.
Artık olmadığını düşündükçe donuyordum.
Yüzüstü suya uzanıyordum, gözlerimi açıyordum.
Neredeyse boğulana kadar o halde duruyordum.
Bir albüm dinliyordum o sıralar. Öylesine cuk oturuyordu ki sözleri.
Bu satırları yazarken de açtım arkadan. Dinliyorum.
Şunu aklına kazımanı istiyorum:
TÜM YAŞADIĞIM ŞARKILARI SENİ HATIRLATTIĞI İÇİN, İÇİNE BİZİ KOYDUĞUM İÇİN DOLU DOLU YAŞIYORUM.
YILLARDIR TÜM YAZDIĞIM ŞİİRLER SADECE SANA YAZILDI. BAŞKA KİMSEYE YAZMADIM. SEN BİR HASTALIKSIN.
Düşünebiliyor musun ya, ben düşündükçe kafayı yer gibi oluyorum,
tüm ama tüm eşlik ettiğim duygusal dizeleri sana bağırdığımı düşünebiliyor musun?
Sana açtım dediğim albümdeki şu an çalan satırları yazıyorum:

"It's like being born the only one with eyes
The rest of the world is blind
But then you realise you have nothing to hide

It's like having wings preparing to fly
Out of this shit that we call our lives
But then you realise you are afraid of heights.

Dead man, live again."

Bunları dinliyordum o Ege ilçesinde. Sen benim için gözdün işte kimsede olmayan, kanattın uçmak için.
Allah düşmanıma yaşatmasın bunu. Kimseyi benim seni sevdiğim gibi sevme ki böyle darmadağın olma.

Şunları hissederek okur musun? O kadar benimsedim ki ilk dinlediğim günden bu yana, sanki ben yazdım bunu sana.

"
Absently, you somehow still exist within me.
And I never thought I’d see this day in my life.
But now we are left with a feeling no one can settle with.
And every day your memory is something I battle.
Against the wall your smile is unattainable.
Everything I love, embodied in my memories of us
But now that is lost.
And its something that I can’t shake off.
In all that I do, I only see you.
Don’t forget me now.
Just leave me here
You must free yourself of me.
Leave me here,
Go find yourself without me.
I can’t tell if we are dead or floating.
But leave me here, go find yourself without me.
You can keep your life even if it means I'm without mine.
We push so hard to be cared for knowing we have no light to shine.
Try and think back to all the times,
You changed yourself to fit between the lines.
Not sure that anyone has admired a death like mine.
I am the chip on your shoulder, a linear lifeline.
Absently, you somehow still exist within me,
But I must go on with my life.
Broken homes make the strongest bones.
Just leave me here
You must free yourself of me.
Leave me here,
Go find yourself without me.
I can’t tell if we are dead or floating.
But leave me here, go find yourself without me.
"

Bu şarkıyı öylesine benimsiyorum ki. Her satırına kefilim. Okuyalım mı bi daha:

"Bi şekilde hala içimdesin,
bu günü göreceğimi asla düşünmezdim.
Kabullenemeyeceğimiz bi duygu içinde kaldık.
Hatıran her gün savaştığım bir şey.
Duvarlara karşı, erişilmiyor gülüşüne.
Sevdiğim her şey senli hatıralarımda vücut bulmuş
Şimdiyse kayıplar ve kurtulamıyorum.
Ne yaparsam, seni görüyorum.
Beni unutma,
bırak burada,
kendinden ayır beni
bırak burada,
git kendini bul.
Öldük mü sürünüyor muyuz bilemiyorum,
ama bırak beni, git bul kendini.
hayatına devam et, hayatsız kalmam demek olsa da.
Olmayacağını bile bile, ilgi arıyoruz.
Geriye bak da düşün,
Kendini değiştirdin uyum sağlamak için.
Sanmıyorum ki benim gibi ölüm istesin biri,
Ben bir yanındayım senin, bir ömür boyu.
Bi şekilde hala içimdesin,
ama yaşamaya devam etmeliyim.
Acılar insanı kuvvetlendirir,
Bırak beni burada,
kendini benden ayırmalısın,
bırak burada,
git kendini bul.
Öldük mü sürünüyor muyuz bilemiyorum
Ama bırak beni, git kendini bul."

Şu an zor tutuyorum kendimi. Patlayacağım. Bir başka şarkıda "The words.. unspoken, weigh me down" diyor.
Sana söyleyemediğim şeyler yüzünden çöküyorum ben de. Ben bu şarkıları yaşıyorum. Bu yüzden sevdim onları.

Sana kısa zamanda ulaştırmalıyım bu yazdıklarımı.

Doğumgününde sana şöyle diyeceğim bir mesajla: "Eğer çok yalnız kalır da gidecek kimsen olmazsa bana haber ver. Benden alman gereken bi şeyler var."

En azından bunu demek rahatlatacaktır beni. Tahmin ediyorum sen sabırsız olduğun için sorarsın 50 kere ne alcam diye.

Ama yıllardır emek verdiğim, en duygusal anlarımda çoğunda ağlayarak yazdığım şeyleri ayaküstü okumanı istemiyorum. Senin de duygu dolmanı istiyorum. Hemen vermeyeceğim.
Bi gün yalnız kaldığında, gerçi kalmanı hiç istemem ama, yazarsın ben de blogumun şifresini veririm. Yıllardır ne yazdıysam hepsi sana zaten.

Bitti bu yazım. Telefonda taslaklarda da bi şeyler var. Yolda aklıma geldiğinde yazıyorum. Bi ara bloga geçiricem.
Saatlerdir aklımdasın. Uyandım, çişimi yaptım. Kahvaltı yapmadım. Bi aklıma düştün, saat 16:23 oldu. Hala, hala, hala düşünüyorum. Belki buraya yazarsam içimdekileri biraz uzaklaşırım diye geldim.

Sürekli böyle oluyor işte. Senin haberin yok bundan. Benim kalbim ve kafam hep senle dolu. Yahu yıllardır. Haberin yok ya. Gelip söyleyemicem. Kaderi bekliyorum, bi gün bi yolda karşılaşmayı bekliyorum. Kafam senle dolu. YILLARDIR. Kendime geldiğimden, bir birey olduğumu hissettiğimden beri senle doluyum. Yakıştırmıyorum bunu kendime, ne dersen de, seni seven bir adam var ve ben ona saygı göstermek istiyorum. Sen onunsun. Ne dersen de. Gerçi bu düşündüklerimden haberin yok bana kızamazsın. Ama bi gün okuduğunda hepsini cevabını biliyorum. Karşı çıkacaksın. Ben kimsenin değilim diye. Ama öyle değil canımparem. Sen onunsun artık. En azından benim değilsin.

Bazen üzgünlükten yoruluyorum biliyo musun? Ölü toprağı derler ya onun gibi bi şey çöküyo üstüme, bezmişlik gibi. Sonra şunu düşünüyorum.. Senin derdin bile değerli. Sen benim geçmişimsin şimdimsin. Başka bir insandan derdim yok. SENden derdim. Senin verdiğin acıları çektiğim için belki de ölmedim daha. Çünkü sen canımın içisin. Avuntu...

Sana bi şeyler yazarken seslenmek istediğimde diyemiyorum bazı şeyleri. Canım yazıyorum. İçimden senle konuştuğumda diyemiyorum o en çok kullandığım kelimeyi. Sen bilirsin. Hatırlarsın. Hani şekerli tatlı bi şey. Dilim varmıyor. Belki sana birisi onu dediğinde ben aklına geliyorumdur?

Belki bu yazdıklarım sana hiç ulaşamayacak. Ulaşmadan geçerse yıllar ve biterse her şey? Kafamıza bombalar yağarsa bir gün? Gideceğimiz yerde seni isteyeceğim. Eskiden de hep derdim hatırlıyo musun? Cennete gidersem eğer ilk seni istiyicem. Ama kopyanı istiyicem. Çünkü o adam aslını ister. Onun hakkını çalmak istemem. Ya da eski günlerimize döndürülmeyi isteyebilirim. Gerçi cennet oralar zaten benim için. Yaşadım ben cenneti sen varken. Ne kadar kavgalar etsek birbirimizi kırıp geçirsek de. Mutlu zamanlar en mutlu zamanlardı. Seni çok seviyorum.

Kimseye sevdiğimi söyleyemiyorum. Sana bi kaç cümlede bir söylüyordum. Sana çok uzun süredir söyleyemeyince böyle oldu işte. Saklıyorum sana hakkımı.

Bölük pörçük bir sürü şeyden bahsettim. Rahatladım biraz. Sana pozitif enerji yolluyorum burdan günün çok güzel geçsin. Her günün güzel geçsin gerçi :D 

Son Rüyam

Yine kendimle çok fazla yalnız kalmaya başladım. Zarar veriyor bu bana. Aklımı meşgul etmem gerekiyor seni düşünmekten kurtulmam için. Kısmen başarıyorum bazen. Başarıyorum dediğim belki yarım gün. İnanabilir misin bugüne kadar ben yarım günden fazla çıkaramadım aklımdan seni. O kadar kötü bi şey ki bu, gülüyorsun bi şeye, gülmenin ortasında senin gülüşün aklıma geliyor, sonra olmadığın geliyor. Duraksıyorum. Olduğum ortamdan kopuyorum. En azından bi işle meşgul olduğumda kurtarıyorum paçayı. Canım benim. Seni hep çok fazla seveceğim. Ama keşke sevmeyebilsem. Bu acıya artık dayanamıyorum.

Bu sabah rüyamda gördüm seni. Onun için bi şeyler yazmaya geldim buraya. Bi arkadaşımla yürüyorum. Bi anda yanımdan kayboluyor etrafıma bakınıyorum bi görüyorum ki lisedeki ortak arkadaşlarımızla yolun karşısında karşılaşmış.Yürüyorum oraya. O ortak arkadaşlar naber diyip seni gösteriyorlar bi binayı işaret edip. Camı yarım açık bir bina. Kafamı kaldırıp bakıyorum, camın ardından bana doğru bakıyorsun. Bi kaç saniye donuyorum. Sonra eğiyorum kafamı napcağımı bilemiyorum. Tekrar bakıyorum. Hala ordasın ama suratın dümdüz. Mimiksiz. İçime bi boşluk düşüyor, "ben gidiyorum yukarı sorcam napıyomuş nasılmış diye" diyorum. Merdivenleri çıkıyorum bir sınıf var çoluk çocuk dolu. Sonra kim olduğunu hatırlamadığım biri yan sınıfı gösteriyor. İçerisi insan kaynıyor, bulamıyorum seni, seçemiyorum. Sıraların ardında yere oturmuşsun. Biri gösteriyor işaret ederek. Yanına geliyorum. Gelsene dışarı konuşalım diyorum. Bi şey söylemiyorsun. Dışarı çıkıp bekliyorum. Gelmiyorsun. Tekrar sınıfa giriyorum bakınıyorum, yoksun. Buluyorum geliyorum. Bi kızıyorum sana ki sorma, sanki bunca zaman neden yoktun demek istiyorum ama diyemiyorum gibi, hıncımı bundan çıkarıyorum gibi. "Niye gelmiyosun yanına geldim dışarıda bekliyorum dedim sana niçin gelmiyosun" diye bağırıyorum. Herkesin ortasında bağırıyorum.
Sonrasını hatırlamıyorum. Uyandım sanırım.

Senle uyanıp senle uyanmayı uzun süredir bırakmıştım. Yanlış olduğunu ve kurtulmam gerektiğini bildiğim için, biraz düzelmiştim belki. Ama son zamanlarda yine başladı. Allahım kurtar beni. Sen olabildiğince mutlu ol güzelim, sev-sevil. Dünyanın en mutlu kadını ol. Ama ben de kurtulayım. Lütfen artık.

Özel Dert

doğru düzgün sevemedim seni.
doğru değildi.
düzgün değildi.
aşırıydı. aşırı.
evrendeki her nesne
her olgu
her varlık veyahut yokluk
bir tarafa konurdu
öteki tarafa sen.
anamı babamı sever gibi sevdim.
onlarla aram bozukken hep sana geldim.
seninle aram bozukken
hiçkimseye gidemedim.
sen benim özel derdimsin.
bazı insanlar farkediyor bu aralar
alışık olmadıkları bi yıkıklık var
bahsetmiyorum hiç aslında neyin beni kemirdiğini.
bi yalan buluyorum işte
yok "başım ağrıyor", yok "az uyudum" bilmem ne..
düpedüz ölüyor içim
diyemiyorum.

Hayat dar alanda, kuşların bir önemi yok

Sıkıştım kaldım
Geçmiş güzel günlerimize
Sıkıştım kaldım
Çok feci koyuyor dönmek ihtimali olmayışı
Canım acıyor, nasıl anlatayım.
Bin türlü anlatırım, suçlayamam seni.
Canım acıyor bitanem, öldüm belki
Çünkü geçmiyor günler, yok hal çaresi
Uyuyamıyorum düşünmeden,
Ve sen bunu bilmeden,
Kimbilir kaç kere kızmışsındır içinden
Nerdeyim neden seni aramıyorum sormuyorum diye.
Belki de alakası yok,
Mutluluktan başını kaldırıp
Kavga-dövüşlü saç baş yolduran
Diken üstünde bir ikilikti ya hani bizimki
Hatırlamak istemiyorsundur..
Başarabiliyorsundur.
Ben başaramıyorum.
Lanet olsun ki seni sevmekten nefret ediyorum.
Vazgeçemiyorum.

Bulutlar

Gittiğinden beri
şu amına kodumun bulutlarını
hiç ama hiçbir şeye benzetemiyorum
kimbilir kaç defa saçını kestirdin
hiç
"çok yakışmış, zaten sana ne yakışmaz ki"
diyemedim.
Galiba sıyırıyorum.
Galiba hastanelik olmama az kaldı.
İstanbul'un kalabalığına lanet ediyorum ki hiç huyum değil, umrumda değildir.
Niye lanet ediyorum biliyor musun? Her gün ama her gün birilerini sen sanıyorum.
Yalanım varsa iki gözüm önüme aksın. Gün içerisinde 3 sefer dahi birilerini sen sandığım oluyor.
Hızla geçen otobüste oturan birini sen sandım, hızlıca yanından geçtiğim bi masada saçları sana benzeyen birine takıldım saniyelerce, başka yere bakamadım.
Aynı seninle geçen yıllarımın çok hızlı bitmiş, yetmemiş hissettirmesi gibi hızlıca birilerini sen sanıyorum.
Yüreğim hızlıca çarpıyor, hızlıca üzüntü basıyor üstümü hızlıca boğuluyorum daralıyorum.
Artık sokağa çıkmaya korkuyorum.
Karşı karşıya gelirsek ne yaşayacağım çok merak ediyorum. Kaldırabilcek miyim bilmiyorum. Belki de kaçıcam bir şey söylemeden.
Korkuyorum.
Nefret ediyorum zamandan. Bunları yaşamış olmam gerekli miydi? Sen varken ne mutluydum niye bozuldu ki?
Ben kötü biri miyim ki bunlar başıma geldi? Senden kurtulmam gerek. Ya bir zaman makinası olacak geriye alacağım benden kopmaya başladığın zamana, elimden gelen her şeyin en iyisini yapıp bırakmicam, ya da aklımı sildiricem seni hatıralarımdan uzaklaştırıcam. İkisi de mümkün durmuyor.

seni sevmeye devam ettikçe kendimden nefret ediyorum. çok kötüyüm.

Zor

başka bir adam olmaya zorluyorsun beni
seni sevmemeye uğraşmak çok fazla zor geliyor
başka bir adamla mutluluk saçan fotoğrafların zorluyor
yok yerlerden melodiler duymak zorluyor, neşeli olsalar neyse..
zaten bu televizyondan da bıktım, güzel güzel sevgiler dolmuş
iki dakika izleyemez oldum, bir dakikada aklıma düşüyorsun diye.
yarın şubat'ın 14'ü, beni zor bir gün bekliyor,
seninse belki en güzel 14 şubat'ın olacak,
aklına gelmeyeceğim, aklımdan çıkmayacaksın.
zorlanacağım. çok zorlanacağım.
seni çok seviyorum. bugün de. bugün üzgünlük yok üstümde, yorgunum baya. Sadece buraya yazmak içimi rahatlatıyor, sana demişim gibi. bi gün okutcam sana tüm bunları. O değil de geçen bilgisayar yoktu telefondan upuzun çok güzel bi şey yazmıştım, ama program hata verdi gitti yazdığım. o kadar üzüldüm sinirlendim ki. Daha önce de olmuştu biliyo musun? Benim 9. sınıfta sana 2 albüm yazdığımı bilmezsin. mesnevi miydi bi şey vardı edebiyat dersinde, 99 satırdı, ondan özenmiştim, aramızın en kötü olduğu dönemdi o aralar, 99 satır ama beynimi yora yora, her kelimesine çok büyük anlamlar yükleyerek yazmıştım. Bilgisayar çok eskiydi. Kaybolmasın diye bir diskete kaydetmiştim. Bilgisayarım bozulmuştu, tamire yollamıştım, içindekiler silinmişti. Disket masamın gözünde duruyordu. Çok uzun süre durdu. Eşşek kafam, niçin onu gözetmedim bilmiyorum. Yok şimdi. Umarım bi gün çatıda falan bi yerde çıkar. Söz uçar yazı kalır diyoruz ama yazdıklarım uçtu ya. Neyse uzattım baya. Yatarsın sen birazdan, saatlerin geldi. Mışıl mışıl uyu. Eğer ben rahat sen rahatsız uyuyacaksan Allah benim rahatımı sana göndersin. İyi geceler

İçkiliyken, Kafamı Toplayamazken, Bir An Bir Anı Tutmazken, Bir Ömür Boyu Tutacağı Yazdım.

efkarım birikti sığmaz içime ciğerim
kafam bilmem kaç milyon
her yudum içkide senin adın
her hatırada senin tadın
ben seni sevmeyi suratınla öğrenmişim
aklıma ilik ilik tenindeki benlerle işlenmiş
şimdi ben sana bakamadıkça
şiirler çok anlamsız
şimdi seni düşündükçe
sevgim özlemim yalnız.
beni lütfen özle
bir aile özler gibi
yıllardır görmediğin insanlar gibi özle
benim dudaklarımı
susamak gibi özle
benim gözlerimi
kör kalmışsın gibi özle.
lütfen;
elalemin oğlu...
kimbilir ne kadar mutlu ediyor seni
eminim ki benim önemsediğim kadar değil
lütfen benim seni önemsememi özle.
hayatına dön de bir bak,
sana belki de hiç bir şey veremeyecek bir adam
ama yettiği kadar sevecek
ettiği kadar manevi
ve  mezara kadar sen en sevdiği...
ne diyeceğimi bilemiyorum
kafam bilmem kaç milyon
şunu bilirim ciğerim,
ben bu kısacık hayatta
20 küsür sene,
seni sevmekten daha iyi bir iş yapamadım.
ben kolay kolay ağlamıyorum
şimdi akan gözyaşlarım şahit olsun
senin gözyaşını akıtan her insana
insandan zehir olmak
benim andım olsun.
çok özlüyorum canım. çok özlüyorum.
umarım bi gün bu boşa haykırışlarım değerlenir.
Kimbilir? Belki öldüğüm bir gün bilgisayarım karıştırılır.
Defterlerim kurcalanır.
Yakın arkadaşlarıma sorarlar, kim bu kadın?
Derler ki sen,
Ali efendi O'na vurgundu.
O'na baygındı.
Ali efendir bir tek o biriciğe yanardı.
:Umarım sana iletirler bu sevgiyi.
Ben böceklere yem olsam bile,
Sana olan düşkünlüğüm
o güzel gönlünü rahat ettirir.
Mutlu seneler. Sıhhatli ve sevdiğin insanlarla, mutlu seneler.
Çok seviyorum
Pek süslü yazmayacağım bu sefer.

Her tarafta seni görür gibi oluyorum. Korkmaya başladım.
hani hiç bi şey eskisi gibi kesinlikle olmicak ya, farkındayım ya onun, çok üzülüyorum.
okulda falan böyle bir köşeyi döndüğümde biri çıkıyo karşıma, saçı falan suratı falan sana benziyo bi an, donuyorum kalakalıyorum öyle. sonra çok uzakta olduğunu düşünüyorum sen olmadığını farkediyorum. ama yürürken duruyorum, yutkunamıyorum yine kısa bi süre. daha önce de yazdığım bi şeyde anlatmıştım böyle kitlendiğimi. gözüm dolcak gibi oluyo sadece birini sen sandım diye.
sanıyorum ki ben sana asla doğru cümleleri seçemicem. döndüğünde evine, bi gün görüşsek mesela, ben bu upuzun ayrı düşmenin, bozulan psikolojimin, acıtan özlemimin nasıl hissettirdiğini hangi cümlelerle anlatabilcem? müthiş titiz olsam bile beceremem ki. tutup seni kalbime sokmam gerekir. sana öyle sarılmam gerekir ki... şu an hayal ediyorum. gözümü kapatmam gerekir. kelimeler yetmeyecektir. hiçbir kelime yetmeyecektir. belki balım biraz anlatır. ama ben balım demeye çekinirim. bi şey demem. belki oturur bi çay içeriz. her şey normalmiş gibi davranırım bile bile. hiç zaman geçmemiş gibi yaparım. espri yaparım gülersin. güldüğünde sana bakarım derin derin bi kaç saniye. ama hiç bi şey diyemem. sana kavuşmayı hiç bir yanlış cümleyle bozmaya cesaret edemem. yine kitlenirim belki sen bakarsan. dokunamam sana. bazen kimsem yok gibi oluyo. yakın arkadaşlarım var 3-5 tane de, kimse içimin yandığının farkında değil. bi de gidip diyemiyorum benim bi derdim var diye. içime atıyorum hep. ışığını kapatıyorum odamın, yorganın altına giriyorum sessizce ağlıyorum sonra uyuyorum.
senle konuşmak istiyorum ama mesaj bile yazmaya çekiniyorum. fotoğraflarına bakıyorum, fotoğrafın üstünden saçını okşuyorum, yüzünü seviyorum. canım diyorum. canım bu. bu işte, bu. ben bu kadar sevebiliyorum bi şeyi. benim canım bu kadar değerli. canım bu insan kadar benim..
endişeyle karışık bi durgunluk üstümden gitmiyor. sen hep iyi ol. çok istiyorum benimle birlikte iyi ol. ama olamicaksa da sen hep iyi ol. 

Küller

Nasi yapcam ben bu aciyla,
Bayiliyorum senle sohbet etmeye,
Duraksamasam, o ani yasasam
Her sey tikirinda..
Ama dusunursem bi es verip,
Eski biz yokuz. Sen benim degilsin.
Sohbet arasinda bir cumle demen gerekiyor,
Beni seviyorsan diye baslayacakken,
Benim mutlu olmami istiyorsan diye
Degistiriyorsun. Korkuyorsun demeye.
Cunku biliyorsun tehlikeli sevdigimi.
Bahsini etmeyip ustunu kapatiyorsun
Halinin altina supuruyorsun,
Cigerim hali, dilime baksan her sey guzel, dibine baksan icim küller.
Ruyalar benim.
Seni gordugum ruyadan uyanmak gibisi yok.
Bunu yatagimdan yaziyorum. Yarim saattir o kadar hos ki icim. Eve donmussun, meydandayim. Seni goruyorum insanlar hosgeldin diyolar. Beklemedigin anda hopluyorum ismini bagirarak. Uzun uzun sariliyorum opuyorum kokluyorum. Insanlardan uzaklastiriyorum seni. Megerse bizim evin yakininda oturuyormussunuz. Eve ugruyor bi elma aliyor tekrar geliyorsun yanima kemire kemire. Bizim cardaga dogru yuruyoruz. Seni nasil ozledigimi anlatamiyorum. Su an hatirlayamiyorum ama bi misafir gelmis bize, onemli biriymis. Babanemler zorluyor gel gor diye. Seni birakmak istemiyorum. Bu yuzden onlarla bagira cagira kavga ediyorum. Duvara kafa atiyorum gidin basimdan diye. Gidiyolar. Duvarin altinda gizli bi yer var surunerek o yere gecebiliyoruz. Sen incesin geciyosun ben zorlaniyorum. Icerde sanki somineden gelen bi isik var turuncu.
Gerisini hatirlamiyorum. Umarim sen de mutlu uyanmissindir bugun. Cunku bazen telepati yapabiliyoduk.
Epeydir görmüyorum seni. Aylar oldu, yıl oldu. Yıllar olacak belki. Travma yaşıyorum. Geçecek elbet biliyorum ama ne zaman geçer bi fikrin var mı? Ya onyıllar sürerse?

Bir şekilde her gün istisnasız aklıma geliyorsun. Düşünmeye çok alışmışım, öyle kolay kurtulunmuyor lanet olsun. Yemek yerken, yürürken, bir sohbetin ortasında seni aklıma sokacak bir şey yaşanıyor ve donup kalıyorum. Bir rüzgar giriyor boğazımdan kalbime doğru. "Artık yok." diye fısıldıyorum sanki kendime. Bu rüzgar düşündüğün gibi soyut değil, irkiliyorum, üşüyorum. Kirpiklerim kitleniyor, gözlerimi kapatamıyorum o an. Doluyorlar. Doluyorlar ama ağlamıyorum. Yeterince ağladım ve bi işe yaramıyor. Yarasın diye ağlamadım gerçi. Üzüntüden ağladım hep. Bana acımanı elbet isterdim çünkü dev bir egoistim ben. Hastalıklı biriyim. Sevilmek istiyorum. Sen tarafından sevilmek. Başka kimseden bir parça şefkat istemiyorum. Bana acısan sevdiğini hissettirirdin belki. Neyse.

Zihnimde bir terazi var. Yokluğun ağır bastığında olumlu şeyleri karşı kefeye koyup dinginleşmeye çalışıyorum. Mesela mutlu olduğunu düşünüyorum. Tamam belki ben yokum ama, karşılıklı sevdiğin biri var. Bugüne dek ben nasıl senin mutluluğunu istediysem o insan da istiyordur. Kılına zarar gelmesin diye uğraşıyordur, ihtiyaçlarını karşılıyordur. Bunu koyuyorum kefeye. Sen, mutlusun.

Yedi milyar nüfustan kaç kişi seni tanıdı? 300 mü? 400 mü? Seni tanıma fırsatı bulmamış milyarlarca insan var. Ben özelim. Ben tanıdım. Yakınına girdim. Sana sarıldım. Ben hayatımda bi sürü kez dünyanın en mutlu adamı hissettim kendimi. Ne lüks ama? Değil mi? Bence öyle. Beni yaşama sevinciyle doldurduğun o günleri düşündükçe, kefeye atıyorum zihnimde. Dinginleşiyorum. Şu anda bile o duyguylayım.

Büyüyoruz. Kritik yaşlardayız. Yarın senin doğumgünün hatta. Bu yaşlar bize ummadığımız anlarda yönler gösterecek, seçimler yapacağız yürüyeceğiz seçtiğimiz yönlere. 5 sene önce şu anki halimizi az çok tahmin edebilirdik ancak 5 sene sonrayı asla edemeyiz. Şunu demek istiyorum; sen şu an önemli adımlarındasın, tek isteğim doğru adımlar atman. Seni mutlu eden şeyler hep güzel yönlere doğrultsun. Başına hep güzel şeyler gelsin. Suratını somurtucak hiç bir şey olmasın. Güzel bir eğitimin, kaliteli dostlukların, zevk alarak büyüdüğün bi hayatın olsun. Çok seviyorum. Çok.
Utanıyorum be birader..

Nasıl bir hayalin içinde kaçamak dolaştım senelerce biliyor musun? En yakınlarım bile bilmez. Duygusal adamım ben... Sadece zayıflığımın üstünü kapatmak için taş kalpli rolü yapıyorum. Çünkü biri yaranı gördüğü zaman tuz basar. Üstünü kapamak zorundaydım.

İçine kapanık büyüdüm. Niçin mi? Çünkü kendinden başka kime doğru kelimelerle anlatabilirsin ki derdini? Ayrıyeten kimse seninle aynı ruha sahip değil ki anlayabilsin çektiğini...

Bir insanı aldım, kendime kattım, kabıma sığdırdım ikimizi. Onu büyüttüm, büyüttükçe birlikte sığamadık kaba, kendimi küçülttüm, küçülttüm, tükendim. Bir gün kabımda tutamadım o insanı. Kırdı kabı çıktı gitti. Şimdi bu ufalmış halimin sığdığı bir yer yok.

Neyden utanıyorum biliyo musun? Birine şiddetli bağımlıyken onun sana öyle bağımlı olmaması. Niye kötü sona yaklaşana kadar kendimi kandırmaya ve kötü son gelmeyecekmiş gibi davranmaya çalıştım ki? Şimdi o hayatına devam edebiliyor ama ben kafamdan atamıyorum. Atsam keşke. Utanmaktan nefret ediyorum. Kendime bile zayıf gözükmek istemiyorum.
Birini özlemekten nasıl kurtulunur? Denemediğim şey kalmadı.

Özlediğim insanın yaptığı hataları düşünüyorum. Beni eksik bıraktığı, bana yanlış yaptığı her anı içimi rahatlatıyor. Rahatlatıyor da, çok kısa bir süre. Kendimi her sabah uyandığımda her gece yatarken onu düşünürken buluyorum. Bu ayrı kalmada kaybeden var mı, ben miyim? Miyadı doldu mu güzelliklerin? Kendini en rahat biçimde en çok sen olduğun şekilde ifade edebilmenin, bağıra bağıra gülmenin, ağzının kenarları yemek kırıntısıyla doluyken rahat olmanın, erkek adamlığından on dakika ödün verip topluluk içinde gözyaşı dökebilmenin sonu geldi mi? Ait hissetmek öldü gerçi epey zaman önce. Ciğerimde koca bir oda, kapısı kapalı, üstüne binbir kilit vurmuşum. En sevdiğimin odası, içi boş, içim nahoş. Yabancılar giremez, sokmam. Köpeğiydim ben sevdiğimin, bundan sonra da gereğini yapar ve sahibimin evini layıkıyla korurum. Beynimin derinliklerinde, en sağlam yerde, rüyalarımda, hatıralarımda her zaman onunlayım. O benim geçmişim. Geçmişime laf söyletmem, el vurdurmam. Varsın bu sefer kaybedelim be, napayım. Beceremedim. Suç aramıyorum. Ama suçlu olacaksam da olayım, geri getiremeyeceksem ne kadar ah çeksem nafile, bana düşen geçmişime sahip çıkmak. Adam gibi sevmeye devam etmek. İçimden.
Yemekteydik bi saat evvel.
Yemekten sonra annemler birinin düğününe gidiceklerdi, banyolar yapılmış elbiseler giyinilmişti.
Kardeşim üstüne döktü yemeği, bil bakalım aklıma kim geldi?
Üstüne başına dökmeden bitirdiğin bi yemek yoktu ki
Miden kuş kadar mıdır nedir? Ben öküzler gibi dev ısırıklar alırdım hemen biterdi yemeğim
Sen sincabın fındığı kemirdiği gibi kemirirdin ufak ufak, çatalınla dürterdin isteksiz bazen.
Bitiremezdin çoğu zaman bırakırdın.
"Ye şunu hayatım, azıcık kalmış bak" demeyi özledim
Saçlarını filmlerde kokain çeken mafyababaları gibi koklardım.
Başını okşadıktan sonra alnını baban gibi öperdim.
Sımsıkı tutardım ellerini her zaman, sanki bırakınca kaçırabilirmişim gibi
Ellerin terlerdi, biraz serinler diye bırakıp tekrar tutardım, sıcak yaz günleri.
Şiir okuyorum, hangi şiirleri beğeniyorum biliyor musun?
Düşündüğümde senle bana en çok uyanları, onlar güzel.
Seninle sevinmelerim, seninle içimdeki beni çıkarmalarım
Sana somurtmalarım, sırf sana ağlamalarım. Bunları okuyayım.
Bu aralar aklımda okul için gideceğin var Almanya'ya,
Almanya'da halamlar var benim. 2 halam var.
Hiç gitmediğim gurbete seni şaşırtmak için gelebilirim.
Bu yaz işe giricem, kazandığım paraları saklıyıcam
Almanya'ya geliş için uçak biletine harcayabilirim diye.
Hem senle alakalı bi sorumluluk alırsam böyle, canla başla mücadele ederim
İşe zamanında giderim, şevkle yapmam gerekeni yaparım.
Çünkü ben seni çok seviyorum.
Aylardır söyleyemiyorum. Ota boka söylerdim, yanımda nefes alsan söylerdim
Yanımda olmadığında yazardım. Hiç bi şey olmasa kendime söylerdim.
Çok söylerdim, cevap vermekten sıkılırdın bi süre sonra.
Seni çok seviyorum, sen bilmezsin şimdi.
Bitanem.

Ben kimseyi sevemiyorum artık. Beni sahiplenmedin hiç. Bu yüzden rest çekmek istiyorum, beceremiyorum. Kimse ilgimi çekmiyor. Herkesin bir sürü kusuru var. Birini beğensem sürekli seninle karşılaştırıyorum. İnan ki senin üstün olduğun şeyleri düşünüyorum. En küçük deliğe giriyor ve kendimi senin en iyi olduğuna ve benim yenildiğime kabullendiriyorum. Yapamıyorum. Ne kadar sevecen insanlar geliyor ömrüme, ama yapamıyorum. Belli bi sınır var, sana davrandığım gibi bi kaç gün davranabiliyorum onlara da. Ama ileri gidemiyorum. Şefkat gösteremiyorum. Beğenemiyorum bir türlü. Özlemiyorum. Aklıma onlar gelmiyor. Sen yoksun, istenmediğim yerde durmadım. Yanlış bi şey de yapmadım. Ama ben çok eksiğim. Söylediğim yetilerimi geri istiyorum. Geri istiyorum ciğerimin kesik yanını. Yapbozun parçaları eksikken bi anlamı yok işte. Hadi sen gittin ya, bari parçaları bırak da beni yarım adam olmaktan kurtar. Çünkü bilirim sen acı çekmemi istemezsin. Senin canını sıkmasam yeter.

Nerelerdesin, nasıl bi yaşam sürüyorsun bayağı zamandır haberim yok. Kimler güldürüyo seni. Öpüyolar mı hiç? Öpmesinler. Çünkü sinirlenirim.

Bana ihtiyacın var mı? İçimi asıl kemiren bu. Etimi koparıyor bu sual benim. Resmen beynimi koparıyor. Boğazımdan kalbime soğuk bi hava gidiyor düşününce. Hava ağırlık yapıyor çöküyor. Sanki evimiz yanıyormuş gibi. Bana ihtiyacın varsa sen söylemezsin bunu biliyorum. Eskiden söylerdin. Artık söylemezsin. Emrivaki de sevmezsin ama ben çıkıp gelsem ihtiyacın olduğunda rastgele. Nasıl olur? Ben seni üzenleri öldürebilirim. Ben üzdüysem kendimi de öldürebilirim. Senin için içeride yatabilirim. Senin için hastanelik olabilirim. Senin için hiç durmadan uzak bi yere koşabilirim. Senin için sorumluluklar alabilirim. Her şeyi yapabilirim de bi türlü sensiz olabilmeyi yapamıyorum. Yaptım sanıyodum bi kaç aydır. Ama. Yok, yapamıyorum. Söylemicem ama sana bunu. Çünkü ben de zayıf durmak istemiyorum. Bugüne kadar hiç gurur yapmadım. Özledim diyerek kaç kere özürler diledim senden belki de özür dilemesi gereken sen olduğuna inandığım zamanlarda bile. İyi ki de öyle yapmışım. Ama nolduysa oldu ben artık ağlamak da özür dilemek de istemiyorum senden. Ben sadece benim seni adam gibi sevdiğimi ve fedakar bi adam olduğumu bildiğini bilmek istiyorum. Uzun süre konuşmadığımız zaman benim seni hep ama hep düşüneceğimi, içimin içimi yiyeceğini bildiğini bilmek istiyorum. Belki bi gün okursan bunları "salak mısın medyum muyum ben" diyeceksin. Ama banane, onca sene kendimi anlattım, değişemeyen de bi adamım, onca senede bunları bileceksin. Değiştiremedim. Her gece yatmadan, her sabah kalkarken seni doyasıya düşünme huyumu bir türlü değiştiremedim. Değiştirmedim. değiştirmicem.
Önce "benim" diyorsun. Sonra başkalarına da sana baktığı gibi bakabildiğini farkediyorsun. Gözardı etmeye çok çalışıyorsun uzun süre aklından atmak için elinden geleni yapıyorsun fakat hayat boş bi anını bulduğunda gardını kırıyor ve vuruyor yüzüne bu lanet gerçeği. Siz değilsiniz sen'sin. Sen tek başınasın. O da tek başına. O seni ister belki ama bir yere kadar ister çok fazla derine indirtmez dünyevi, günlük ihtiyacını karşılamak için ister seni. Asla ruhunu senin ruhunla el tutuşturmak için aidiyet duygusunu tatmak tattırmak için gelmez kapına. Peki sen çalışarak başarabilir misin? Kim bilir. Aslen bu yılanın başı yanlış tanımanın ta kendisidir. Yanlış kararlar verdiren seni üzüntüye boğabilen adeta zehrini senin duygusal boşluğuna akıtan yılan yanlış tanımaktır. Zaman geri gelmeyeceği için tekrar deneme şansın her şeyi baştan alma imkanın yoktur. Bundan sonraki insanlığında karşına çıkanları doğru analiz et. Kendini kandırma, kendini kandırmak seni gerçek amaçlarından ve olman gereken benliğinden alıkoyar. Hayatın sert ama aşılabilir yanlarını sana unutturabilir ki öyle olduğunda da bu aşılabilir yollar aşınılmaz hale gelecektir ki senin eline kalacak tek şey pişmanlık olacaktır. Kendinin değerini bil. Başkası bilmediği zaman en basitinden 'onun kaybı' dır arkadaş. Geri gelmeyecek zaman var ya hani, bi tek sana değil, O'na da geri gelmeyecek, bir gün kendine dönüp baktığında senin yanlış tanıman kadar suçlayacaktır kendini.
İşte ikilem burda çıktı.
Sen mi yanlış tanıyorsun ve kendini kandırıyorsun, kendini kandırarak yapman gereken işlerden uzak kalıyorsun?
yoksa
O mu farkında değil seni geçen zaman içinde ellerinden kaçıracağının, ve bir gün pişman olacağının?
İki seçenek de seni farklı davranışlara yönlendirecektir bu da hayatını derinden etkileyecektir, iyi düşün.

Anlamıyorum bazen olanları. Nasıl dayanabiliyosun iki gün üç gün-her neyse işte- konuşmamaya? Yahu ben bunları yazarken bile farkediyorum ki 15 dakikada bir aklımdasın.. Çok acayip bi olay. Hayatımın merkezinden çıkarmaya çalıştım seni çok kez. Çok kez ama öyle çok hırla gürle savaşarak değil. Olmuyor işte diyerek vazgeçtim çabucak. Neden mi? İşime o gelirdi çünkü. Benim vücüdum, ruhum sen merkezli bi mutluluğa alışık ve rahatlarının bozulmalarına hiç gelemiyorlar. Örneğin kırılgan, naif, isteksiz oluyorum senle aram kötü olduğunda veya daha basit bir şekilde seni özlediğimde. Çünkü ruhum sevilmek bedenim de seni hissetmek ihtiyacı duyuyor.
Oysa sen öyle değilsin.
Kendime şunu diyorum hep büyük bi umutla -ileride bu büyük umudun acıya dönüşebileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak- "Bence içinde saklıyor bana sevgisini, sadece büyümeye çalışıyor. O da planlar yapıyor içinde ben olan bir geleceğe dair.. O da beni eşi olarak görüyor. Ama geleneğimiz değil birbirimize aitmiş gibi davranmak. Her ne kadar ben buna hazır olsam da o değil, o utanıyor. O bunların olmaması gerektiğini bunu hissetmemesi gerektiğini kendine aşılamaya çalışıyor." Büyük ölçüde bunu başarıyor ama bazen kendine engel olamıyor karşı koyamıyor, ve bazen öylesine öpüyor ki kaçırmadan dudaklarını, sonrasında pişman olarak.. Bana dudaklarıyla huzuru ve var olma hissiyatını aktarıyor ki, keşke pişman olmasa da huzurlarım hiç yarım kalmasa diyorum. Tüm bu diyorumlarımın yanlış olma ihtimali de beni korkuya salıyor, hayatı kaçırıyor muyum hayal aleminde yaşayarak, bazı şeyler için çok geç olacak mı diyorum. Ah işte, yine diyorum dedim. Hiç bir şeyden emin değilim. Her şeyin ilacı olduğu gibi, geriye gelmeyecek tek şey "zaman"...