6 Şubat 2015 Cuma

Biraz uzun olacak bu yazı canımın içi. Gece de uzun. Nereye giderse artık, içimi dökeceğim.



Her şey bitti. Artık benim yakınım değilsin. Nasıl ya? Nasıl olabildi bu? Neden zaman bu zamana döndü?
Anlamakta güçlük çekiyorum. Yahu istemiyorum yıllar neden geçti bu kadar, neden seni en son görmemin üzerinden bir sürü yaşanmışlık geçti? Neden büyüyoruz, neden birbirimizin hayatı üzerinde hiçbir etkimiz yok..?, (neden benim senin üstünde yok) Neden hayatlarımızın önemli gelişmelerinde, kilometre taşlarında orada değiliz. Yanımda neden değilsin. Anlamak da istemiyorum galiba.
Bir itirafta bulunacağım. Artık senin olmadığına inanmak istemiyorum bu nedenle kaçıyorum sürekli. Her zaman içimde bir umut var benim. Bir gün zaman geriye akabilecek umudu var. Ama bu gece o umutların söndüğü nadir gecelerden biri, uyuyup uyandığımda yeşeriyor bazen. Keşke yarın da yeşerse. Çünkü yeşermezse yarın bir daha öleceğim. Defalarca öldüğüm gibi.
Kocaman, evren gibi gün geçtikçe daha da genişleyen bir isyan taşıyorum aklımda, yüreğimde. Bu isyan nasıl biliyor musun?, korku verici. Eğer seni görürsem sana sen yokken ne yaşadığımı kelimelere dökemeyecek olma korkusu. Böyle bir tükenmişlik yok başka hiçbir yerde. Hiç kimsede, izlediğim en acıklı filmlerde bile görmedim böylesini. Acıyorum kendime.
Yahu seninle bi yerde kazara karşılaşırsam ne anlatacağım ya, yıllar geçiyor, her gün kaçırıyorum seni. Her geçen dakika içim kan ağlıyor. Bu kan ağlamayı nasıl sana aktaracağım. Nasıl paramparça, darmadağın olduğumu kaç cümlede, hangi kelimeleri seçerek anlatabileceğim? Bunu yapamam ki. Eskiden hep keşke kalbime girebilsen ve orada sana nasıl baktığımı, nasıl sevdiğimi kendin görebilsen diyordum belki hatırlarsın. İşte böyle bir şey olmalı yoksa anlatamam neler yaşadığımı. Çıldıracağım. Şu an yazdığım satırlar bile hislerimin çok ama çok ufak bir kanıtı. Aktaramıyorum bu soyutlukları, her gün bir daha öldüğümü buraya aktaramıyorum. KORKUNÇ.

Sen benim için negatiflikle özdeşleştin, onun simgesi oldun artık. Bir üzüntü gördüğümde, bir hüsran hikayesi dinlediğimde, bir aşk okuduğumda, bir özlem, bir yokluk, bir istemek duyularıma dayatıldığında yolları sana çıkıyor. Üzülmek sensin bana, hüsran sensin, tek aşkım sensin. En güzel giriş-gelişme sensin ciğerim ama, en iğrenç son da sensin. Büyük boşluklar sensin dolduramadığım, yumrular sensin yutkunamadığım.

Daha fazla tahammül edemiyorum. Kaç sene daha sürecek. Sevgilinle mutlu olduğunu düşünerek kendime kızmam, seni sevmekten utanıyor olmam kaç sene daha sürecek söyle. Açıkçası senin bir başkasına aşkla bağlı olman bazen beni öylesine utandırıyor ki, şunu düşünüyorum : Benim derdim aslında kişi olarak seninle değildir belki, senin gibi bir başkasının evrende olmayacağını, olsa dahi benim onu seni sevdiğim şiddette sevmeyeceğimi bilmemdir. Birebir kopyan dahi olsa bir başkasını sevme yetisi, beni tekrar yıkma ihtimali olacağı için, yine sevemeyeceğimdir.

OF. Her şey üstüme geliyor. Her şey beni korkutuyor. Günlerin geçmesi beni korkutuyor. Bu içimdeki taşan çağlayan beni zorluyor. Nasıl patlayacağımı bilmiyorum. Kendimi asla öldürmek istemiyorum. Çünkü sen öldürürsem bana kızarsın. Kendimden vazgeçmemin bile amacı sana dayanıyor anlatabiliyor muyum? Anlatamam diye korktuğum şeyler böyle şeyler aslında. Çünkü yıllarca anlatmaya uğraştım ve sonunda kaybettim, anlatabilecek olmama olan inancımı da yitirdim.

Bir yerlerdesin, geceleri uyuyorsun. Bu kadar zaman içinde ben seni milyon kez düşünmüşsem belki de sen beni 4 kere düşünmüşsündür. Gocunuyorum bazen. Bilmiyorum 4 kez düşündün mü, ama bazen gocunuyorum. Gocunmadığımda ise 1 kere bile yeter diyorum, sadece bir ışık. Umut her zaman vardır diyorlar ya, galiba doğru gibi. Bir de "One time is too many, a million times is not enough" diye bir şey var. O da sana yazılmış gibi.

Korkuyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder